Kanser Hastalığının Belirtileri
Tarama testleri karmaşıklık ve maliyet açısından bazı değişiklikler gösterir. En yaygın bir şekilde kullanılan testlerin çoğu yüksek risk altındaki kişilerde sık görülen kanser biçimlerini bulacak şekilde tasarlanmıştır. Yapılan test, kanseri, tamamen iyileşme şansının hala yüksek olacağı şekilde erken belirlemelidir.
Yapılan testler başlı başına tehlikeli bir sağlık riskini yaratmamalıdır. Bundan yirmi yıl önce meme kanserini belirlemek için kullanılan mamografı işlemi yada çok sık çekilen bilgisayarlı tomogrofiler, vucüdu oldukça yüksek radyasyona maruz bırakıyordu ve kanserin gelişmesinde başlı başına bir faktör oluyordu. Ancak bugün mamografi ile kadınlar yalnızca küçük miktarlarda radyasyona maruz kalmakta, böylelikle muayene daha emniyetle olmaktadır.
Kanser için periyodik tarama testleri tüm kanser vakalarında ve çeşitlerinde aynı önleyici değere sahip değildir, örneğin akciğer kanserinde, özellikle eğer sigara içiyorsanız, ara sıra göğüs röntgeninin çekilmesi veya balgam tahlili, yaşamınızı sürdürme şansını belirgin bir şekilde artırmayacaktır. Erken dönemde test etme hâlâ önemli olmasına rağmen, akciğer kanserinde yaşama oranı hâlâ yüzde 15 in altındadır. Sonuç olarak, eğer sigara içiyorsanız veya evinizde veya işyerinizde kimyasal maddelere maruz kalıyorsanız, akciğer kanserinin taranması konusunda öğütlerini almak için doktorunuza başvurunuz. Ancak hastalığın belirtilerini gözlemekten daha önemli olan bir şey, potansiyel karsinojenlere kansere neden olan maddelere maruz kalmanızı azaltacak her şeyi denemektir. Sigarayı bırakmak böylesi stratejilerden biridir.
Diğer kanserler yaşama oranı belirgin bir şekilde artacak kadar erken teşhis edilebilir. Aşağıda belirtilen kanser tarama testleri, Amerikan Kanser Derneği tarafından önerilen kanser önleme programının bir parçasıdır.
Meme Kanseri
Belirtiler: Memede herhangi bir sertlik veya kitle, veya meme uçlarından gelen akıntı veya kan.
Kanser Riski Faktörleri: Meme kanseri genellikle elli yaşın üzerinde olan kadınlarda; hiç çocuğu olmamış kadınlarda, ilk çocuklarını otuz yaşından sonra doğuran kadınlarda, hiç emzirmemiş olan kadınlarda, ideal ağırlıklarının yüzde 40 üzerinde olan kadınlar ile cinsel olgunluğa gecikmiş olarak gelen veya gecikmiş menapozu olan kadınlarda ve ailesinde (anne veya kızkardeşlerde) menapoz öncesi meme kanseri olayı olan kadınlarda ortaya çıkar.
Buna ek olarak yirmi ile kırk yaş arasında olan kadınların her üç yılda bir göğüslerini bir hekime muayene ettirmesi gerekir. Kırk yaşın üzerinde olan kadınların bu muayeneyi her yıl yaptırması gerekir. Eğer kırk yaşın altındaysa-nız, ailenin geçmişinde göğüs kanseri yoksa yüksek risk gruplarından birine girmiyorsunuz demektir ve mamografinin alınmasına gerek duyulmayabilir. Eğer kırk ile kırkdokuz yaşlan arasında iseniz, herhangi bir belirti veya kitle yoksa ve ailenizde göğüs kanseri geçiren biri yoksa yalnızca basit bir mammogram yaptırın. Elli yaşından sonra mammogramı her yıl yaptırın. Eğer ailenizde göğüs kanseri varsa, yaşınıza aldırmaksızın her yıl bir mammogram yaptırın.
Testis Kanseri
Belirtiler: Teslislerde herhangi bir kitle veya boyutlarında değişiklik.
Kanser Riski Faktörleri: Yaşlı erkeklerden daha çok genç erkeklerde ortaya çıkar, normal yerine inmemiş testisler.
Kolorektal (Kalın Bağırsak ve Rektum) Kanser
Belirtiler: Herhangi bir rektal (makattan gelen) kanama veya dışkılama alışkanlıklarında uzun dönemli değişiklik.
Kanser Riski Faktörleri: Aile üyelerinden birinde geçmişte kolorektal polip (iyi huylu tü-moral oluşum) veya kolorektal kanser veya kronik ülserleşmiş kolit olması.
Akciğer Kanseri
Belirtiler: Rahatsız eden bir öksürük, öksürürken kan gelmesi ve akciğer iltihabı veya bronşit nöbetleri; göğüste ağrı.
Kanser Riski Faktörleri: Çok sigara içmek ve özellikle astbest olmak üzere çevre kirletici maddelere maruz kalmak.
Servikal (Rahim Boynu) Kanser
Belirtiler: Anormal vajinal kanama.
Kanser Riski Faktörleri: Genital (Cinsel) bölgelerde kabarcıklar oluşturan deri iltihaplan veya genital siğil enfeksiyonları-, ergenlik çağına geldikten kısa bir süre sonra cinsel ilişkiye girme veya çok fazla cinsel ilişki partnerinin olması.
Endometrium (Rahim iç zarı) Kanseri
Belirtiler: Anormal vajinal kanama.
Kanser Riski Faktörleri: Geçmişte kısırlık olması veya yumurtlama olmaması; menapozun geç başlaması veya uzun süreli östrojen tedavisi, vücutta aşırı yağlanma; çok fazla sigara içmek.
İdrar Yolu ve Mesane Kanseri
Belirtiler: idrarda kan; sırt ağrısı; kilo ve iştah kaybı, sürekli ateş; anemi (kansızlık).
Kanser Riski faktörleri: Elli yaşın üzerinde olan erkeklerde-, çok fazla sigara içenlerde, geçmişte kronik idrar yolu enfeksiyonlarından rahatsız olanlarda daha fazla görülür.
Ağız Kanseri
Belirtiler: Ağzınızın renginde herhangi bir değişiklik veya ağzınızda iyileşmeyen herhangi bir yara.
Kanser Riski Faktörleri: Genellikle kırkbeş yaşın üstünde erkeklerde, çok fazla sigara içenlerde ve özellikle çok fazla alkol kullanımı ile birlikte dumansız tütün kullananlarda (tütün çiğneyenlerde) daha fazla görülür.
Gırtlak Kanseri
Belirtiler: 2 haftadan uzun süren ses kısıklığı, Boğuk seslilik.
Kanser Riski Faktörleri: Çok fazla sigara içmek, eğer fazla miktarda alkol kullanımı ile birlikte oluyorsa.
Prostat Kanseri
Belirtiler: idrara çıkmada zorluk; sırtın alt kısmında sürekli bir ağrı, pelvis veya kasıkların üst kısmında sürekli ağri; idrarda kan.
Kanser Riski Faktörleri-. Yetmiş yaşın üzerinde olan erkeklerde daha fazla görülür.
Cilt Kanseri
Belirtiler: Düzensiz sınırları olan küçük bir lezyon (yara, bere) ve vücutta veya kol ve bacaklarda kırmızı, beyaz, mavi veya mavi-siyah lekeler; cildin herhangi bir yerinde rengi inci beyazından siyaha kadar değişen yumru veya lezyonlar; avuç içi, ayak tabanı, el ve ayak parmaklarının uç kısımlarında koyu renkli lezyonlar; güneşe maruz kalmış cilt üzerinde daha koyu renkli beneklerle birlikte geniş kah-verengimsi lekeler; cildin herhangi bir yerinde kırmızımsı mor lekeler; ayak parmakları veya bacakta mor-kahverengi veya koyu mavi no-düller; yüz, kulak veya boyunda inci gibi veya mumlu gibi yumru veya şişler-, göğüs veya sırtta düz, ten rengi veya kahverengi yara izine benzer lezyonlar; yüz, kulaklar, boyun, eller veya kollarda pullu veya kabukla kaplı yüzeyi olan düz lezyon veya kırmızı nodul; herhangi bir bende görülen değişiklik veya iyileşmeyen bir yara.
Kanser Riski Faktörleri: Kadın ve erkeklerde kızıl saç, açık cilt rengi veya gözlerin mavi olması; çocuklukta ciddi güneş yanığı olması; ailenin geçmişinde doğum lekeleri veya benler (displastik nevüs doğumda mevcut ben oluşumu sendromu.)
Prof. Dr. Robert Gorter’in geliştirdiği bu sistemle pek çok kanser türünde tamamen iyileşme sağlandığı iddia ediliyor.
Son umut aşısını yaptırmak için dünyanın dört bir tarafından Almanya’ya Köln’deki bu kliniğe gelen hastalar arasında Türkler de var…
Hastaların kendi kanlarından üretilen ve tedavi amacıyla kullanılan ‘kanser aşısı’nın içinde kimyasal madde bulunmuyor. Son umut aşısını yaptırmak için dünyanın dört bir tarafından Almanya’ya Köln’deki bu kliniğe gelen hastalar arasında Türkler de var…
Sabah gazetesinden Esra Tüzün imzalı haberde, bütün dünyada hızla yayılan kansere karşı değişik tedavi yolları araştırılıyor. Vücudun kendi kendini iyileştirme metotlarından biri olan “kanser aşısı”nın insanlar üzerinde kullanılmasına Alman Hükümeti izin verdi. Aşı, Almanya’da Köln’de bulunan Medical Center Cologne’de ‘artık tedaviden umudunu kesilmiş’ pek çok hastaya yapılıyor. Alman Genel Sağlık Sigortası bu yeni tedavinin giderlerinin bir kısmını ödüyor, geri kalanını ise hastalar kendi imkanları ile karşılamaya çalışıyor. Özel sağlık sigortalarının bir kısmı tedavinin tüm giderini karşılayabiliyor. Klinikte Belçika, Hollanda, Mısır, Türkiye ve Amerika’dan hastalar bulunuyor. Onkoloji, İmmünoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları konusunda üç ayrı uzmanlığı bulunan Prof. Dr. Robert Gorter’in geliştirdiği bu sistemle pek çok kanser türünde tamamen iyileşme sağlandığı iddia ediliyor. Prof. Dr. Gorter, bu tedavi planını her türlü kanser için uyguladıklarını özellikle zorlu Globlastoma beyin tümörlerinde hastaların yarısının tamamen iyileştiğini belirterek, bu verileri bakanlığa sunduklarını açıklıyor. Aşı özel birtakım tekniklerle veriliyor. Vücudun ısıtılması etkisinin artmasını sağlıyor. Dr. Gorter’in tedavi planı olarak uyguladığı aşı aslında eski ve yeni tekniklerin karışımından oluşuyor. Ancak uygulanan son plan bu tedavinin başarı şansını büyük ölçüde artırdığı için tercih ediliyor. Merkezde hastalara bu aşıyı yapan yedi hekim bulunuyor. Tedavi planını ülkelerinde uygulamak için gelen ve staj yapan hekimler de gözlemci olarak katılıyorlar. Merkezde çalışan doktorlar arasında Türk doktor Yadigar Genç kök hücre konusunda uzmanlığı bulunan bir genel cerrah. Aşı tedavisine inanıyor ve tedavi şansı tükenen pek çok hastanın tamamen iyileştiğine tanıklık ettiğini söylüyor. Genç, aşının damar yolu ile uygun bölgelere verilmesini sağlıyor. Köln’de şehir merkezinde kurulan bu klinikte hastalar ayaktan tedavi ediliyor. Yataklı bakıma ihtiyacı olanlar için Köln Üniversitesi Tıp Fakültesi ile işbirliği yapılıyor.
Aşı yapılırken vücut ısısı 42 dereceye yükseltiliyor
PROF. Dr. Robert Gorter kendi adını verdiği tedavi planını şöyle anlatıyor:
- Hepimizde kanser hücresi bulunuyor. Bağışıklık sistemi sağlıklı değilse bu hücreler artarak insanı kanser yapabiliyor. Vücuttaki D hücreleri (dendritic hücreler) sürekli kanser hücresi arar ve bulduklarında lenf odalarına giderler. Burada öldürücü hücreler aktive edilir ve kanserli hücre öldürülür. Öldürücü hücrelere kanserli hücrenin yerini gösterip emri veren D hücreleridir.
- Bağışıklık sistemi çok iyi çalıştığında kanserli hücreleri 24 saatte yok etme kabiliyetleri vardır. Sağlıklı bir insanda günde 40-50 bin kanser hücresi öldürülür.
- Yaptığımız çalışmalarda kanserli hastalarda D hücrelerinin yeterince çalışmadığını gördük. Biz bunların çalışması için bir plan geliştirdik.
- Yaklaşık 5 çorba kaşığı kan alıyoruz. Bunların içinden monosit hücreler laboratuvarda ayrılıyor. Yarım çay kaşığı kadar D hücresi elde ediliyor. 5 kaşık kanda 50 milyon D hücresi çıkabiliyor.
- Önce vücut ısısını 42-43 dereceye yükseltiyoruz. Hasta yüksek ısı makinesinin içine alınıyor böylece bağışıklık sistemi uyarılıyor.
- Ardından D hücreleri veriliyor. Bu hücreler basit bir iğne ile bazen daha etkili olması için damar yolu ile tümörlü alana veriliyor.
- Zehirli etkisi ya da kimyasal bulunmuyor.
- Üç saatte bütün vücuda yayılıyor. Vücudun kanserli hücrelerle savaşma sistemini aktive ediyor.
- Hasta hafif grip durumu yaşıyor bu bağışıklık sisteminin alarma geçtiğinin kanıtı sayılıyor.
- Haftada iki seans olmak üzere 24 hafta tedavi tekrarlanıyor bazen 12 hafta yeterli oluyor.
- Bize gelen dört hastanın üçünde tedavi başarılı oluyor.
Son aşama hastalar geldiği için o bir kişi de bağışıklık sistemi tamamen bitmiş hastalar oluyor.
- Bu tedavi planını ben kendimde de kullandım. Testis kanseri olmuştum, ısı tedavisi ile birlikte son derece başarılı oldu.
- Buluş yeni değil, vücudun kendi kendini geliştirme sistemini harekete geçiriyoruz. Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen doktorlara ayrıca bu merkezde sistemi kulanabilmeleri için öğretiyoruz.
HASTALAR UMUTLU
Ömer Gürsoy 70 yaşında. Akciğer kanseri tedavisine yeni başlıyor. Daha önce kalp ameliyatı olmuş, sigara kullanıyor ve kemoterapi işe yaramamış. Tedavinin bir kısmını sigorta ödüyor, geri kalanını kendisi karşılayacak.
Özgüç Ö. Akciğer kanseri ve kendisi de doktor. Hiç sigara içmemiş, sürekli spor yapmış buna rağmen akciğer kanserine yakalanmış. Genel cerrah olarak yıllarca çalışmış ancak hastalığına 4. derecede teşhis konulduğunda artık cerrahi uygulanamaz durumda olduğunu fark etmiş. Kanserin yayılması üzerine Türkiye’den bu tedaviyi uygulatmaya Köln’e gelmiş. Midesindeki ödem nedeniyle Köln Tıp Fakültesi’nde tedavisi sürüyor. Aşı tedavisine ise yeni başlayacak.
AYDIN’DAN GELDİ
Ferhat Kurşunlu Aydın’dan tedavi için gelmiş. 26 yaşında ağır lösemi. Bir yıl boyunca tedavi görmüş. Kemoterapi başarısız olmuş. Aşı olmak için abisi ile birlikte Almanya’ya gelmiş. Durumunda ve kan değerlerinde belirgin düzelmeye rastlanmış. Doktorları umutlu. İki hafta sonunda alınan ilk kan verileri, düzelme olduğunu gösteriyor.
Sabah gazetesi
Bilim Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gökhan Demir, böbrek ve karaciğer kanserlerinin sadece kanser hücrelerini izole eden hedefe yönelik akıllı ilaçlarla tedavi edilebildiğini söyledi.
18. Ulusal Kanser Kongresi’ne katılan İstanbul Bilim Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gökhan Demir, kanser hücrelerinin genetik moleküler sırlarının çözülmesiyle, vücutta sadece kanser hücrelerini izole eden biyolojik tedaviler geliştiğini, akıllı moleküllerin yan etkilerinin kemoterapinin yarattığı tahribata neden olmadığını bildirdi.
ABD’de mart ayında, ilerlemiş böbrek kanseri hastalarının kullanımı için onay alan yeni bir ilacın, tümörün büyümesini veya yaşam süresini 2 kattan fazla uzattığını belirten Demir, ilk kez bir kanser türünde kemoterapi kullanmadan 2 basamak tedavinin etkinliğinin kanıtlandığını vurguladı.
Demir, böbrek kanserinin tedavisinde kullanılan hedefe yönelik akıllı moleküllerin, kanserin kronik hastalık şeklinde algılanmasına katkıda bulunduğunu bildirdi.
Saç dökülmelerine son
”Kemoterapi sadece hızlı büyüyen hücreleri yok etmeye çalışan zehirlerdir” diyen Demir, kemoterapi tedavisinin kanser hücresi ile normal hücre arasında ayrım yapmadan vücutta hızlı büyüyen tüm hücrelere etki yaptığını vurguladı. Demir, şunları söyledi:
”Hedefli tedaviler, sadece kanser hücrelerinde açık bulunan ya da aşırı derecede çalışan bir takım hedefleri bulup izole olarak hücreleri yok edebiliyorlar. Bu nedenle, kemoterapinin saç dökülmesi, mide bulantısı, ağız yarası, ishal gibi şikayetlerinin hiçbirine yol açmıyorlar. Kendilerine özgü yan etkileri kemoterapininkinden çok farklı. Hedefli tedaviler böbrek, meme, kalın bağırsak, karaciğer, pankreas ve lenf bezi kanserlerinin tedavilerinin bazılarında kemoterapiyle, bazılarında da tek olarak çok önemli bir seçenek oluşturuyor.
Özellikle böbrek ve karaciğer kanseri kemoterapisiz sadece hedefe yönelik ilaçlarla tedavi edilebilir. Bunlar meme, akciğer ve pankreas kanserlerinde de kemoterapiyle kullandığında tedavinin etkinliği çok artıyor.”
Prof. Dr. Demir, hedefe yönelik tedavide kullanılan ilaçların yüzde 50′sinin Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nca onaylandığını ve piyasada bulunduğunu, yüzde 20′sinin de Bakanlıktan alınan özel izinle yurt dışından getirilebildiğini kaydetti.
Kanseri kronikleştiriyorlar
Hedefe yönelik tedavinin, kanser tedavisinde yepyeni bir yaklaşımı beraberinde getirdiğini belirten Prof. Dr. Demir, kemoterapiyle sadece kanseri küçültmek ve yok etmenin amaçlandığını vurguladı. Buna karşın hedefli tedavinin kanseri stabilize edebildiğine işaret eden Prof. Dr. Demir, ”hedefe yönelik ilaçlar kanserin kronik bir hastalık şeklinde algılanmasını sağlıyor. Bu ilaçlar hastayı tam olarak şifaya kavuşturmuyor ama tansiyon, kalp yetmezliği, diyabet gibi hastanın uzun yıllar hastalıkla beraber yaşamasını sağlıyor” diye konuştu.
Bu yeni tedavi yöntemi hakkında Hürriyet.com.tr’ye konuşan Hacettepe Onkoloji Hastanesi Başhekimi ve Onkoloji Enstitüsü Medikal Onkoloji Bilim dalı Başkanı Şuayip Yalçın, “Akıllı bomba kanser tedavisi için bilinen bir yöntem ama bu haberdeki yöntemde yenilikler de söz konusu. Mucize bir ilaç olarak lanse etmek yanlış olur. Kanser için kullanılan 1000 ilaç varsa bu da 1001’inci ilaç ancak alanında 1’inci olacağını söyleyemeyiz.” dedi.Akıllı bombaların kanserin kök hücresini yok etmediğini, ama yayılarak metastaz oluşmasını engellediğini söylediğini de belirten Yalçın, kanserin çevresinde yayılmasını engellemenin de önemli bir şey olduğunu dile getirdi.”Bu yönteme dair klinik çalışmaların sonuçlarının alınması gerekiyor ve bu çok uzun yıllar gerektirecek. Kemoterapiye alternatif ya da klasik tedavi yöntemine alternatif denemez” şeklinde konuşan Yalçın, klinik çalışmaların uzun vadeli sonuçlarının çok önemli olduğunun, tedavinin ilerleyen senelerde kemik kırılmaları ve kalp krizi gibi yan etkilerinin ortaya çıkabileceğinin altını çizdi.
ABD‘de, AIDS‘e neden olan HIV (Human Immunodeficiency Virus / İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü, AIDS’e yol açan virüs) kullanılarak yapılan kanser tedavisi, lösemi hastalarının iyileşmesini sağladı. Pennsylvania Üniversitesi bilim adamları polis emeklisi 65 yaşındaki lösemi hastası William Ludwig’den, bir milyardan fazla lenfosit (virüs ve tümörle savaşan akyuvar türü) aldı. Lenfositler, etkin olmayan HIV ile temasa geçirildi. HIV, lenfositleri değiştirerek, kanserle savaşmalarını sağladı. Değişime uğrayan lenfositler hastaya nakledildi.
Tedavinin ilk zamanlarında Ludwig’de değişim olmadı ancak 10 gün sonra, kemoterapinin etki göstermediği Ludwig’de titremeler, yüksek ateş ve tansiyon düşmesi görüldü. Başta durumdan endişe duyan doktorlar, bu ciddi grip belirtilerinin birkaç hafta sonra geçtiğini ve belirtilerin yanı sıra Ludwig’in lösemiden de kurtulduğunu belirledi.
Araştırmacılardan Carl June, “Ludwig’in tamamen iyileştiğini söylemek için erken olduğunu ve daha kapsamlı araştırmalar yapılması gerektiğini” belirtirken, bir yıl önce yataktan çıkmakta zorlanan Ludwig, golf oynamaya gidebildiğini ve “yeniden doğduğunu” ifade etti.
“The New England Journal of Medicine” ve “Science Translational Medicine” dergilerinde yayımlanan araştırmada bilim adamları, hastanın bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini öldürebileceğini göstermiş oldu. Başka kanser türlerine yakalanan 2 hastada da denenen bu yöntem, hastalardan birinin tamamen, birinin kısmen iyileşmesini sağladı.
Kansere en çok neden olan 5 gıda 1.Sosisli sandviç
Kemoterapi ilaçları tümörlü hücreleri etkiler. Bu tedavi, amacını gerçekleştirirken vücudun normal hücrelerini de etkileyebilir. Bu durum, çoğunlukla geçici olan yan etkilerin ortaya çıkmasına neden olur. En sık görülen yan etkiler bulantı-kusma, yorgunluk, saç dökülmesi, ağız içi yaralar, iştahsızlık, ishal, kabızlık, enfeksiyon, üreme sistemi ile ilgili sorunlar olarak sıralanabılır. Ancak elliden fazla kemoterapi ilacının tek başına veya birlikte kullanılarak farklı uygulanabilen tedavi şekilleri için kesin yan etkileri öngörmek mümkün değildir. Hastalığın evresine, yerine, hastanın yaş, cinsellik eden baska hastalık tabloları ve bünye özelliklerine göre farklı şiddet derecelerinde görülebilir. Bu süreç içerisinde herhangi bir cerrahi operasyon, diş müdahalesi gerekir ise ve hastanın sürekli kullanması gereken ilaçları varsa doktoruna bildirmelidir. Kemoterapi boyunca alkollü içecek ve sigara kesinlikle kullanılmamalıdır.
a-Bulantı-kusma: Bazı kemoterapi ilaçları beyindeki kusma merkezini ve mideyi etkileyebilir. Bu yan etkinin önlenmesi için genellikle kemoterapi uygulaması öncesinde damar yolu ile bulantı önleyici ilaçlar verilmektedir. Kemoterapinin hemen ardından ya da 8 ila 12 saat sonrasında gelişebilecek olan bu tabloyu hafifletmek için evde kullanmak üzere ağızdan alınacak bulantı önleyici ilaçlar verilebilir. Ayrıca bu yan etkinin daha az şiddette olması için;
1-Doktorun verdiği bulantı önleyici ilaçlar düzenli olarak kullanılmalı
2-Sindirimi zor, yağlı-şekerli yiyecekler tüketilmemeli, daha çok soğuk sunulan sandviçler, zeytinyağlılar, ekşili gıdalar,meyve suları gibi yiyecekler tüketilmeli
3-Kokulu uyaranların bulantı başlatmasını önleyebilmek için yemek pişirme konusunda yardım alınmalı
4-Eğer halsizlik yoksa hafif egzersizler, yürüyüş yapılmalıdır. Tüm bunlara rağmen beslenme ve sıvı alımını etkileyecek şiddette bulantı kusma yaşanıyor ise mutlaka doktor ile irtibata geçilmelidir.
b-Saç dökülmesi: Kemoterapi ilaçları geçici olarak kısmi ya da tam olarak saç kaybına neden olabilir. Saç kaybı sadece kafa derisi ile sınırlı kalmayıp vücudun diğer bölgelerini de (kas. kirpik, koltuk altı, kasık, bacak tüyleri) etkileyebilir. Bu durum, kemoterapi uygulamasını takiben 10-21 gün içinde ortaya çıkar. Kemoterapi bitiminde saçlar tekrar çıkmaya başlar. Saç dökülmesine karşı saçlı deride kan dolaşım hızını azaltıp, kemoterapi ilaçlarının burayı etkilemesini önlemek amacı ile buz şapkası gibi bir yöntem varsa da uygulanması çok tavsiye edilmemektedir. Kemoterapi esnasında oluşan saç dökülmesinin geçici olduğu, tedavi bitiminde kesinlikle saçların tekrar çıkacağı bilinmelidir.
c-Ağız içi yaralar: Kemoterapi uygulaması ağız ve boğazda yara oluşumuna neden olabilir. Yaşam kalitesini düşürmesi ve ağrı yapmasının yanında enfeksiyona da neden olabileceği icin mümkün olduğunca önlenmesi gerekir. Onlem olarak kemoterapi başlamadan en az iki hafta önce diş hekimine gitmeli ve gereken tedaviler yapılmalıdır. Ayrıca kemoterapi uygulamasını takiben karbonatlı gargara yapmak, yumuşak bir fırça kullanarak her yemek sonrası dişleri fırçalamak, varsa takma dişlerin hijyenine dikkat etmek, ağıza tam oturmayan takma diş kullanmamak, tahrişe neden olacak çok sıcak, çok soğuk, asitli yiyecekleri tüketmemek, alkol ve sigara kullanmamak ağız içi yaraları önlemede faydalı olacaktır.
d-iştahsızlık: Kemoterapi iştah azalmasına neden olabilir. Bu durum kilo kaybına ve hastanın kendini halsiz hissetmesine neden olur. lştahın azaldığı dönemlerde sık sık ve küçük porsiyonlar şeklinde yemek yemek, mümkün olduğunca kalorili gıdaları tüketmek, peynir, yoğurt. yumurta gibi protein bakımından zengin gıdaları ihmal etmemek, doyma hissi oluşturacağı için yemek sırasında sıvı almamak gibi önlemler faydalı olabilir. Beslenme ile ilgili diyetisyenden yardım almak gerekebilir.
e-ishal ve kabızlık: Kemoterapi sonrası ishal ya da kabızlık görülebilir. Bu tablo çoğunlukla uygun bir diyet ve ilaçla tedavi edilebilir. Ancak ishal sırasında ateş, ağız kuruluğu yaşanması, kabızlığın 2-3 günden daha uzun sürmesi ve gaz çıkışının olmaması halinde doktora başvurulmalıdır.
f. Üreme sistemine etkileri: Kemoterapi erkeklerde sperm hücrelerinin sayısını ve hareket yeteneğini azaltabilir. Bu durum kullanılan ilacın özelliğine göre geçici veya kalıcı kısırlığa neden olabilir. Ancak cinsel işlev bozukluğuna neden olmaz. Kadınlarda da adet düzen bozukluklarına veya ilacın özelliğine göre adetten kesilmeye yol açabilir. Aynı şekilde kalıcı veya geçici kısırlığa neden olabilir. Hem kadın, hem erkek için kemoterapi ilaçlarının kromozomlar ve anne karnındaki bebek üzerinde olumsuz etkisi olduğu için etkin bir doğum kontrol yöntemi kullanılmalıdır. Yöntem spiral ya da doğum kontrol hapı olmamalıdır.
g-cilt sorunları: ilacın verildiği yerde veya verildiği damar boyunca renk değişikliği meydana gelebilir. Bazen renk değişikliği tırnakları ve saç diplerini de etkileyebilir. Bu bölgelerde kolonya gibi alkol içeren solüsyonlar kullanılmamalıdır. Kemoterapi ilaçları kanser hücresini etkilerken kan hücrelerinin de zarar görmesine neden olur.
Kemoterapi ilaçları nasıl etki eder?
Kemoterapi ilaçları kan yoluyla vücuda dağılır ve
büyüme kontrolü bozulmuş tümör hücrelerinin
çoğalmasını önler. Kemoterapi ilaçları e~ sık
damar yolu ile uygulanmakla beraber, agız yolu
ile alınan tabletler, kas içi ve cilt altına enjeksiyon,
karın içi ve akciğer zarları arasına uygulama
yöntemleri de vardır.
Kemoterapinin amacı nedir?
1-Kanseri tedavi etmek (tümör dokusunun
tamamen ortadan kalkmasını sağlamak)
2-Kanserin yol açtığı belirtileri gidermek (ağrı ve
benzeri belirtileri gidererek hastanın yaşam
kalitesini yükseltmek)
3-Kanseri kontrol etmek (büyümesini yavaşlatmak,
yayılmasını önlemek ve hastalığın kontrol altında
tutulmasını sağlamak)
Kanser anormal hücrelerin kontrolsüz çoğalması ve yayılması ile karakterize bir grup hastalıktır.Bu hastalığın tedavisinde kemoterapi önemli bir yer tutar.Kemoterapi konusunda başkalarının tecrübelerinden bilgilenmeye çalışmak, hastaları olumsuz yönde etkileyebilir.Her insanın farklı bir yapıda olduğu, yan etkilerinin herkeste farklı düzeylerde görülebileceği belki de hiç görülmeyeceği bilinmelidir.
Kemoterapi nedir?
Kemoterapi ilaçla tedavi anlamına gelir.
Kemoterapi amacı ile elliden fazla ilaç tek başına
ya da birlikte kullanılabilmektedir. Hastalığın
durumuna göre kemoterapi; ameliyat öncesı,
sonrası, radyoterapi ile birlikte ya da tek başına
uygulanabilir. Kemoterapi uygulaması, var olan
kemoterapi ilaçları arasından hastanın yaşına,
durumuna, vücut özelliklerine, hastalığının yerıne
ve evresine göre seçilir. Hekiminiz tarafından
ilaçların seçilmesi ve uygulama zamanlarının
planlanması ile tedavi protokolü oluşturulur.